Grafiti dolu sokakları, enfes kahvesiyle Bogota

Adını Kristof Kolomb’dan almış olmasına rağmen ünlü kâşif aslında Kolombiya topraklarını görmemiş bile. Bölge 1525 yılında İspanya tarafından işgal edilmiş. 1538’de kurulan Bogota ise bölgenin başkenti olmuş. 18’inci yüzyıl başlarına gelindiğinde Ekvador, Panama, Venezuela ve Yeni Granada’nın içinde olduğu Kolombiya Genel Valiliği kurulmuş.

Bolivar Meydanı

Yaklaşık 300 yıl boyunca Kolombiya’da İspanyol hâkimiyeti varmış. 1808 yılında Napolyon, İspanya’yı işgal edince Amerika’daki İspanyol sömürgeleri bağımsızlık savaşlarını başlatmışlar. Kolombiya ise Simon Bolivar önderliğinde özgürlüğüne kavuşmuş. Sonra Büyük Kolombiya Cumhuriyeti adıyla bir federasyon oluşturulmuş. Ama ilerleyen yıllarda Venezuela, Ekvador ve Panama kendi bağımsızlıklarını ilan etmişler. Kolombiya’yı haritada Güney Amerika’nın kuzeybatı ucunda görebilirsiniz. Komşuları da Venezuela, Brezilya, Peru, Ekvador ve Panama…

Ülkenin kültür merkezi

Kolombiyalılar ülkeleri için “Tanrı ülkemizi o kadar güzel yarattı ki dünyanın geri kalanına haksızlık oldu. Eşitliği sağlamak için de Tanrı, bu toprakları şeytani adamlarla doldurdu” derler. Uyuşturucu ticareti sebebiyle zaten iyi bir karnesi olmayan ülkeye sinema sektörü de epeyce katkıda bulunmuş. Konusu bu ülkede geçen mafya temalı pek çok filmi siz de izlemişsinizdir.

Kolombiya, Türklerden vize istemiyor. İstanbul’dan ülkenin başkenti Bogota’ya direkt uçuş var. Yaklaşık 14 saat sürecek bir yolculukla “Buraya iyi ki gelmişim” diyeceğiniz diyarlara varmış olacaksınız. Rakımı sebebiyle Bolivya’nın başkenti La Paz ve Ekvador’un başkenti Quito’dan sonra dünyanın en yüksek üçüncü başkenti Bogota.

Şehrin sokakları grafitilerle dolu.

Grafiti dolu sokakları, enfes kahvesi, birbirinden güzel çiçekli parkları, kolonyal tarzı binalarıyla görülmeye değer bir şehir. Aynı zamanda birçok üniversitesi, eğitim kurumu, müzesi ve anıtlarıyla Kolombiya’nın en önemli kültür merkezi. Şehir sırtını, fünikülerle çıkabileceğiniz harika manzaralı Monserrate Tepe[1]si’ne dayamış ve kuzeye doğru da genişlemeyi sürdürüyor. Ama tepenin yamaçlarındaki ormanlar yer yer apartmanlara kurban edilmiş.

Kolombiya ayrılıkçı gerillalarıyla yıllardır süren iç savaşa rağmen her geçen yıl gelişiyor. Güvenlik geçmiş yıllara nazaran olumlu yönde yol almaya başlamış. Ama yine de ekonomik dengesizliğin etkisiyle kentte çok sayıda özel güvenlik görevlisi ve yüksek duvarlı ev göze çarpıyor. Şehirdeki dağınık yapılaşmadan Bogota’nın bu hızlı büyümeye hazır olmadığını düşünebilirsiniz. Ancak yeniyle eskiyi harmanlamayı ustaca başarmışlar.

Tarihi binalarla ve anıtlarla çevrili Bogota’nın kalbi diyebileceğimiz Bolivar Meydanı pek çok etkinliğe ev sahipliği yapıyor. Hem turistlerin hem de yerli halkın gözbebeği meydan sadece kendini çevreleyen binalarıyla bile göz alıcı. Bogota Altın Müzesi kente gidenlerin ziyaret ettiği ilk yerlerden biri. Tarih boyunca altının her türlü eser haline gelmiş çeşidini görebileceğiniz müzenin sarı ışıltısı başınızı döndürecek. Kolombiya Merkez Bankası’nın 1939 yılında kurduğu müzede 55 binden fazla altın ve değerli eşya sergileniyor.

Sömürge zamanlarından kalma yapıları ve duvarları grafitilerle süslü birbirinden renkli evleriyle La Candeleria benim Bogota’da en sevdiğim yerlerden biri oldu. Semt aynı zamanda 2000 yılında kurulan, şişman insan karakterlerini resmetmesiyle ünlü Botero’nun müzesine de ev sahipliği yapıyor. Botero’nun kendi eserlerinin yanı sıra müzede Picasso, Renoir, Dali ve Monet’nin de pek çok çalışması sergileniyor. Bogota’daki Macera Parkı kente giden turistlerin de Bogotalılar kadar ilgi gösterdikleri bir eğlence merkezi. Düzenlenen pek çok aktivitenin yanı sıra akvaryum da oldukça ilgi çekici. Kâr amacı gütmeden Bogota Ticaret Odası tarafından yapılan park, yediden yetmişe her yaş için uygun etkinlikler sunuyor.

Öyle bir bitki çeşitliliği ki…

İtiraf etmeliyim ki Bogota Botanik Bahçesi’ne giderken ülkemizin coğrafyasından çok uzaktaki bir doğayı çok merak etsem de böylesi bir çeşitlilikle karşılaşacağımı düşünmemiştim. 1955 yılında kurulan bahçede aynı zamanda koruma altında ve nesli tükenmekte olan bitkileri de görmeniz mümkün.

Plazoleta Chorro de Quevedo Meydanı

Bogota’dan ayrılmadan önce şehrin ilk kurulduğu alan olarak kabul edilen tarihi meydan Plazoleta Chorro de Quevedo’yu, eğlencenin merkezi El Salitre’yi ve şehrin yeni yapılarının yükseldiği modern bölgesi Chapinero’yu mutlaka ziyaret edin.

Eğer izlediğiniz filmlerden etkilenip endişe duyarsanız ve “Kendimi güvende hissetmek için bir acenteyle gideceğim” derseniz Leo Journey, Gezinin Elli Tonu ve Sacred7 Travel’ı deneyebilirsiniz.

İspanyol, Afrika ve Arap mutfağı

Gelelim olmazsa olmazımız yemek konusuna… Kolombiya mutfağı İspanyol, Afrika ve Arap kültüründen etkilenmiş. İçinde patates ve mısır koçanı olan, tavuklu çorba diyebileceğimiz ajiaco con pollo’yu; bir tür tavuklu pilav olan arroz con pollo’yu; peynir ya da reçelle ekmek arasında servis edilen arepa’yı; muz yaprağı içinde et, tavuk, mısır veya çeşitli baklagilden oluşan tamales con molidos’u ya da bagre en salsa isimli balık yemeğini denemeden dönmeyin.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*